CİNAYETİN ANATOMİSİ- Mustafa Suphi ve Yoldaşlarının katli


CİNAYETİN ANATOMİSİ- Mustafa Suphi ve Yoldaşlarının katli


Göğsümde 15 yara var !
Deldiler göğsümü 15 yerinden,                                                                                              
sandılar ki vurmaz artık kalbim kederinden!                                                                         
Kalbim yine çarpıyor,
kalbim yine çarpacak!!!
Yandı 15 yaramdam 15 alev,                
kırıldı göğsümde 15 kara saplı bıçak..
Kalbim
kanlı bir bayrak gibi çarpıyor,
ÇAR-PA-CAK!!
Nazım                          

Bir faili meçhul cinayet soruşturmasında ,cinayet mağduruna / mağdurlarına ait özel bir obje, başka birinin üzerinde çıkıyorsa, hiç şüphesiz ki bu kişi cinayetin 1.no.lu şüphelisidir. Bahsettiğimiz kişiler 1921’in 28-29 Ocağında Trabzon’da katledilen TKP’nin kurucu başkanı Mustafa Suphi ile 14 yoldaşıdır.

Fail ise Erzurum mebusu Mustafa Durak’tır. Durak Meclisteki konuşmasının bir bölümünde Bolşeviklik ve komünistlik için Türkiye adına çalışan sefil kişiler, Rusya’da Mustafa Suphi ve arkadaşlarıdır. Onların gizli komitelerinden çıkan notları sunacağım, okuyacaksınız. Der ve devamında..

Efendiler,

Bakü’deki gizli komitenin seçim belgelerini okuyorum: Bu oturum sadece kongre üyeleri arasındadır. Kendi el yazılarıdır, taslağın aynısıdır. Önce teşkilat tüzüğü, madde madde kabul edilerek merkez yürütme kuruluna yetki verilmiştir.

Burada bazı karalanmış yazılar var. Görevlendirilen yoldaşlar aşağıda belirtilmiştir:

  • Mustafa Suphi Yoldaş: İttifak görüşmeleriyle…

  • Mehmet Emin Yoldaş: İkinci başkan olarak 27 oyla…

“diye devam eder.

Konuşma meclisin 11 nisan 1921 tarihindeki gizli oturumunda ,15 ‘lerin katlinden yaklaşık 70 gün sonraya tekabül etmektedir.

Bu arada Bakü’de bulunan TKP/Dış Büronun 15’lerin katlini 3 mart 1920’de öğrendiğini, aynı gün yaptıkları toplantıdan anlıyoruz.

Mustafa Suphi’nin partiyi Türkiye’ye taşımak amacıyla gelirken , yanında partinin kongre ve diğer toplantı tutanaklarının birer sureti ile geldiği anlaşılmaktadır. Bunların dışında Mustafa Suphi’nin yanında getirdiği para ,altın vd. şeyler , tekneye bindirildiği ana kadar yanındadır.

Durak’ın konuşmasından anlıyoruz ki , bu belgeler bu katilin elindedir. Durak Trabzon /Değirmendere’ye kadar tüm yaşananları ve TKP önderlerine yapılan zulmü açıklıkla ve övünerek anlatmaktadır.

Bunun öncesinde bu adamın rolünü anlamak için “Erzurum Valisi Hamit Bey'den Mustafa Kemal Paşa'ya gönderilen 16 Ocak 1921 tarihli telgrafa bakalım;

M. Suphi'nin yaklaşması ve Ankara'dan Cafer'in hemşerilerine 'hemen Bolşevik olun, kesiniz, kırınız, herkesi kendi seviyenize indiriniz' gibi hezeyanlarla dolu mektup Erzurum halkını fevkalade galeyana getirdi. Dün Mebus Durak Bey'in de içinde olduğu eşraf, ulema ve esnaftan meydana gelen bir heyet makama gelerek hükümetin komünizme karşı siyasetini sormuş, komünizme karşı şiddete ve silaha başvuracaklarını belirtmişlerdir.

Önceden sizden gelen telgrafta yazılan çerçevesinde hükümetin Ankara' da kurduğu (komünist) fırkasının maksadını anlatarak kendilerini tatmin ettim. Mustafa Suphi 'nin ise hiç kimseden himaye ve yardım görmediğini, buraya gelirse buna karşı hükümetin her türlü tedbiri aldığını belirttim.”

Yanılmıyorsam ,Mustafa Durak’ın 11 nisan 1920 tarihinde gizli oturumda yaptığı konuşma bu güne herhangi bir kitapta ya da yayında yer almadığı gibi , bu katilin her hangi bir yerde ismi dahi geçmemektedir.

En azından yazının kaynakça bölümünde yer alan ve çeşitli yazılarda referans olarak kullanılan kitaplarda rastlamadım.

MUSTAFA DURAK KİMDİR ?

Mustafa Durak ( daha sonra soyadı olarak “SAKARYA” yı almıştır), Erzurum’ludur. Durak,  İlk ve orta öğrenimini Erzurum’da tamamladıktan sonra . İstanbul Polis Okuluna devam eder. Öğrenciliği sırasında Padişah Abdülhamit yönetimine karşı eylemleri gerekçesi ile Sinop Kalesine sürgüne gönderilir. 1908’de ,  Meşrûtiyetin ilânından sonra Erzurum’a döner. 

Önce 7 Ekim 1908’de Erzurum Polis Müdürlüğünde 2. Komiserliğe tayin edilir.


Sonrasında İstanbul’daki Polis Mektebinde öğrenimini tamamlar.. 9 Mayıs 1909’da Başkomiserliğe yükseltilir.  4 Şubat 1911’de Erzurum Polis Müdürü olur.

6 Ağustos 1913’te Bitlis Polis Müdürlüğüne, 1.Dünya Savaşında (9 Kasım 1914’de) Bitlis Milis Tabur Komutanlığına atanır. Bu görevdeki başarısı üzerine Alay Komutanlığına yükseltilir.. 28 Kasım1915’de Ankara Polis Müdürlüğü, 18 Kasım 1917’de Adana Polis Müdürlüğüne getirilir. 1920’deki ilk meclise Erzurum milletvekili olarak girer. 1932’e Erzurum’a belediye başkanı olur. Sonrasında ise 1935 ‘te Gümüşhane’den milletvekili seçilir. Öldüğü 1941 yılında milletvekilidir.

Yukarıdaki takvimden Nisan-1915 Ermeni tehciri sırasında Bitlis Milis Tabur komutanı olarak görev yaptığını anlıyoruz.

Mustafa Durak’ın 11 nisan 1920 günkü konuşması , onun gizli konspiratif kimliğini ortaya koyan yalanlarla bezeli manipülatif bir konuşmadır. 

Komünizm ile ilgili uydurulmuş ne kadar yalan ve provokatif bilgi varsa kusmuş, konuşmanın getirdiği şehvetle, işlediği suçu da bu arada zımni olarak itiraf etmektedir.

Bugüne kadar Mustafa Kemal ve Kazım Karabekir’in rolü üzerinde çok şey söylendi. TKP/Dış Büro adına yayınlanan bildirilerin çoğunda, doğrudan zikredilmemiş ise de sorumluluğun onların üzerine yıkıldığını görüyoruz.

Yine bir kısım yayınlarda , Enver ve Teşkilatı Mahsusa artıklarının bu eylemi gerçekleştirdiğine ilişkin son derece güçlü bir tez vardır. Mustafa Durak üzerinde herhangi bir tartışma dahi gereksiz bir şekilde, eski bir İttihatçıdır. Polis ve özel savaş elamanı olarak tüm kariyeri, İttihat Terakki kimliği ile gelişmiştir.

Mustafa Kemal’e yakın bir kişilik midir?

Bu konuşmadan anlıyoruz ki, Mustafa Kemal’den nefret etmektedir. Ama bunu açıkça itiraftan çekinmekte, nefretini komünizm ve yahudiler üzerinden kusmaktadır.

MUSTAFA DURAK’IN KOMÜNİST PARTİYE ÜYE YAPILMASI.

İşin traji- komik tarafı komünizmden bu kadar nefret eden adamın , Erzurum’da ortalık tam karışmış bir vaziyette iken “ Erzurum’da Mebus Necati Yoldaş’a. Durak’la beraber merkez komitemize, yani komünist partisine üye olarak seçildiniz. Hakkı Behiç.” şeklinde bir telgraf almasıdır. Bu telgrafa karşı tepkisini konuşmasında zaten veriyor. Burada asıl tartışılması gereken,neden bu telgrafın gönderildiğidir.? İmza “Hakkı Behiç” ise de, bunu gönderenin  doğrudan Mustafa Kemal olduğu açıktır..

Bunun tek açıklaması vardır. Erzurum Valisi Hamit beyden ve Kazım Karabekir’den durumun vehametini anlayan, anti-komünist gösterilerin meclise isyan boyutuna geldiğini gören Mustafa Kemal’in bunu durdurma çabasını işaret ediyor. 

Birde konuşmadan anladığımız şey ,bu güne kadar ki yazılanların tersine, Erzurum ve Trabzon’da başlayan anti-komünist havanın yaratıcısının Mustafa Kemal ya da Kazım Karabekir olmadığıdır.

Mustafa Kemal traji-komikte olsa , anti-komünist isyanın şefini komünist partiye kaydederek, isyanı durdurabileceklerini düşünmüşlerdir.

KOMÜNİST PROPAGANDANIN SERBEST BIRAKILMASI

Yine bu konuşmanın devamında Mustafa Durak aynen “İki ay önce komünizm hareketi aleyhinde gönderdiğim telgrafa güvenilir bir cevap yazıldığı haberini aldığım halde henüz bir yanıt alamadım; şaşkınım.

Bu kez de İçişleri Bakanlığının vilayetlere gönderdiği genelgede, komünist partisinin belgesini taşıyan kişiler hakkında soruşturma ve takip yapılmaması emri verildiğini öğrendim. Bu duruma bakılırsa, söz konusu partinin belgesini taşıyan kişiler her türlü komünist propagandasını yapmakta serbesttir ve anlaşılan bu belgeler bir değer taşımaktadır. Meclisin yüce amacına ulaşması için gerekli olan fikir birliği, kesinlikle çoğunluğa ulaşmamış ve Meclisin şimdiye kadar defalarca ilan ettiği hedef ve amaçlarına aykırı bir partiye böyle yarı resmi bir statü verilerek onun faaliyet ve hareketlerine dolaylı olarak destek olunması yolunda, bir resmi makamdan vilayetlere genelgeyle bildirim yapılmasının ne kadar doğru olduğunu değerlendirmek gerekir.”

Mustafa Durak’ın bahsettiği bu telgrafında aynı dönemde yani Mustafa Suphi’lere yönelik linç gösterileri sırasında gönderilmiş olması da,yukarıdaki tespiti doğruladığını düşünüyorum.

Linç sırasında kullanılan ideolojik araçları etkisiz bırakmak için verilen kararlardan biri olduğu anlaşılıyor.

Bunun öncesinde kısacası TKP’nin kuruluş sürecine bakalım.

KURULUŞ KONGRESİ


10 eylül 1920 tarihinde Türkiye Komünist Partisi kuruluş kongresi Bakü’de başlar. 16 eylül 1920’de ise tamamlanır.

Kongreye sunulan raporun ilk cümlesi “her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki ,bu kongre zor ortam ve koşullarda toplandı .İstanbul işgal edilmiş,Trakya ve Batı Anadolu emperyalist güçlerin elindeydi.Ülkenin Adana ,Musul ve Kürdistan’a kadar uzanan kesimi askeri harekat alanıydı” diye memleketin “ahvali” ilk cümlede özetlenir.

TKP Mustafa Suphi’nin konuşmasında belirttiği iki temel hedef koyar. Suphi 'Türkiye'deki Ulusal Kurtuluş Mücadelesine katılmak ve enternasyonalist proletaryanın bir parçası olarak Türkiye'de üzerimize düşen görevlerimizi yapmak' diye özetleyecektir.

6 gün süren kongrede , tüzük ve program kongrenin onayını alırken, TKP İşçi ve Köylü Partisi olarak kendini tanımlar.

Kongrede tam oy hakkına sahip 32 delege ile istişari oy hakkı olan 42 temsilci katılmıştır. Bu heyet Mustafa Suphi,Mehmet Emin ,İsmail Hakkı,Hilmi oğlu Hakkı,Ethem Nejat ,Nazmi ve Süleyman Nuri’den oluşan 7 kişilik bir Merkez Komite seçer. Merkez Komitenin aldığı ilk kararlardan biri partiyi Türkiye’ye taşımaktır.

27 eylül 1920’de yapılan Merkez Komite toplantısında Anadolu’dan gelen raporlar alınır. Süleyman Sami Trabzon’da vali tarafından 3-4 gün ağırlandığını, Onların arzularının “Bolşeviklikten istifade etmek, ama Bolşevik olmamak” olduğunu söylediğini ifade eder. Süleyman Sami’nin bu seyahatinin en ilginç tarafı memleketi olan Giresun’a giderken Valilinin meşhur Topal Osman’a verilmek üzere bir evrak verdiğini, bunun üzerine eşkiyalardan oluşan bir kıta askere sahip ” diktatör” olara tanımladığı Topal Osman’la tanıştıklarını ve kendisiyle birkaç kez görüştüğünü, onun Süleyman Sami’ye “BOLŞEVİKİM”dediğini ifade eder.

Bunu da ilginç bir not olarak kaydetmek gerekir.

12 ekim 1920’deki MK. toplantısında Anadolu’daki durum ile ilgili ayrıntılı bir rapor okunur. Bu raporda uzun uzun Erzurum, Trabzon ve diğer kentlerdeki durum anlatılır.Ve Kazım Karabekir ile olan görüşme notları sunulur.

Raporun bu yazının konusu olması açısından en önemli bölümü “Burjuvazyanın İfadatı” başlığı altında yer alır.

Trabzon ve Erzurum bölgesinden yeni gelen Salih Zeki yoldaşın haber verdiğine göre, bölge burjuvaları komünizm aleyhine gözleri dönmüş bir nefret beslemekte ve bu münasebetle Mustafa Suphi Yoldaş ve diğer bazı yoldaşların aleyhine burjuva zihniyetine has bir tarzda propaganda yapmaktadırlar.

Komünizmin kendi çıkarlarını ihlal edeceğini düşünen zenginler,sınıf şuuruyla bir takım gruplar oluşturmuşlar ve halkı kışkırtmak için uydurulmuş haberler çıkarmaya başlamışlardır. Bilhassa Mustafa Suphi yoldaşın memleketi Rusya’ya peşkeş çekip, o surette memlekette hakim bir konum sağlamak ve öteden beri burjuvaziye düşman olduğundan ,bu surette öç almak istediğine dair tebligat göndermektedir....”

Buradaki ifadeden linç duygusunun dönüş kararının duyulmasından çok önce yaratıldığını gösteriyor.

Salih Zeki’nin bu raporu Ankara hükümetinden bağımsız ,bir öfke ve nefret selinin yayılmış olduğunu söylemektedir.

Mustafa Durak’ın konuşması da, bunu doğrulamaktadır.


11 Nisan 1337 (1921)

REİS: Birinci Reis Vekili Hasan Fehmi Beyefendi

2. — BEYANAT

1. — Vilâyatı Şarkiye seyahatinden avdet eden Erzurum Mebusu Mustafa Durak Bey’in

ahvali Şarkiyeye dair izahatı.

REİS — Şark’tan avdet etmiş bulunan Erzurum Mebusu Durak Bey izahatta bulunacaktır. Buyurun efendim.


MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum): Efendiler, ekim başlarıydı. Buradan yeni ayrılmış, seçim bölgemize gidiyorduk. O dönemde doğuda önemli olaylar yaşanıyordu.

Bilindiği üzere, o sırada doğuda ordumuz harekete geçmiş ve Ermenistan üzerine taarruza başlamak üzereydi. Çorum’a vardığımızda, doğudaki ordumuzun Sarıkamış’ı ele geçirdiği haberi gelmişti. Ancak aynı zamanda doğuda, özellikle Rusya’da, Türkiye ile ilgili bazı meseleler ortaya çıkıyordu. Bunları kısaca anlatacağım, çünkü değerli vaktinizi boşa harcamak istemiyorum.Hamdolsun, Ermenistan üzerine yapılan taarruz ve hareket başarıyla sonuçlandı. Tabii ki, yüce meclisimiz de bu durumdan haberdardır. Bu yüzden uzun uzadıya açıklama yapmak istemiyorum. Aynı dönemde Rusya’da, Türkiye adına çalıştığını iddia eden bazı kişiler, Osmanlı memleketlerini ve İslam dünyasını altüst ediyor, yakıp yıkıyordu.
Bazı eleştirilerde bulunacağım, ancak rica ederim, şahıslar benim için kutsaldır. Yalnızca ruhsal ve toplumsal durumlarımız hakkında konuşacağım. O dönemde memlekette bir Bolşeviklik meselesi gündemdeydi. Ancak Bolşevikliğin ne olduğunu bilenlerimiz oldukça sınırlıydı, desem doğrudur. Halk, Bolşevikliği kurtarıcı olarak görüyor ve gerçeği muhtemelen kimse bilmiyordu. İtiraf edeyim, geçen yıl bu zamanlarda burada bulunduğumuzda, filanca yerden gelen kırmızı ordu dediklerinde, Rusya’dan bize yardım gönderiyorlar sanıyordum. Bilmiyorduk ki memleketimizin içine fitne sokuyorlar; bundan haberim yoktu.

Erzurum’a vardığımda, izin verirseniz daha öncesini anlatayım, burada da bazı partiler kurulmaya başlamıştı: Komünist Partisi, Halk Zümreleri vesaire... Bunların hepsinin altında Bolşeviklik vardı. Benim hissiyatım buydu, belki yanılıyorum, ama sonuçta bu mesele ortaya çıktı.
Bana da teklif etmişlerdi, ancak katılmadım. Ben milletin kaderini omuzlarıma almışım. Milletin geleceğiyle oynayan insanların çok dikkatli ve ileri görüşlü olmaları şarttır. Bu yüzden uzun süre araştırma ve inceleme yaptım, geçtiğim yerlerden bilgi ve pek çok belge topladım. Erzurum’da, kongreden dönenlerden bilgi aldım. Bildiğiniz üzere, geçen yıl Rusya’da, Bakü’de bir kongre düzenlenmişti. Kars’a gittim, Rusya’dan dönen birçok kişiyle görüştüm. Gümrü’ye gittim ve özellikle Bolşevikleri kendi gözlerimle gördüm; gerekli bilgileri topladım. Elimde belgeler mevcut.Efendiler, vardığım sonuç şu: Bolşeviklik nedir?

Sanırım bu konuda saygıdeğer heyetinizi biraz bilgilendirebilirim. Belki yanılıyorum, ama Bolşeviklik, komünistlik, iştirakçilik; bunların ayrısı gayrısı yoktur. Bolşeviklik, Rusya’da çoğunluk anlamına gelir.
Bolşeviklik ve komünistlik adına Türkiye hesabına çalışan aşağılık kişiler, Rusya’da Mustafa Suphi ve arkadaşlarıdır. Onların gizli komitelerinden çıkan notları sunacağım, okuyacaksınız. Onlar, tüm Türkiye adına vekil olarak çalıştıklarını iddia ediyorlar. Size pek çok isim okuyacağım. Ben, Türkiye’nin Büyük Millet Meclisi’nden başka vekil tanımıyorum.
Siz kimsiniz, sizi kim gönderdi, elinizdeki yetki belgesi nedir?Efendiler, Bolşevikliğin dört temeli vardır; aksini iddia eden buyursun:

  1. Dinsizlik: Allah yoktur. Bu, temel ilkeleridir efendiler.

  2. Milliyet yoktur. Bir sosyaliste veya Bolşevik’e milliyetini sorarsanız, “Milletim insanlıktır, dünyadaki tüm insanlar milletimdir” der.

  3. Vatan yoktur.

  4. Efendilik yoktur.

Bolşevikliğin temelleri bunlardır. Şimdi küçük bir örnek vereyim: Bir adam at alıyormuş. Arkadaşı sormuş, “Yahu, hayvanının kaç ayağı var?” Adam cevap vermiş, “Üç ayağı var. Biri istediği zaman çifte atar, ikincisi ve üçüncüsü yoktur.” Allah’ı tanımadıktan sonra o ilkeler yerin dibine batsın! Bolşeviklerin dinsizlik programlarından birkaç madde okuyayım:
Rusya Komünist Partisi’nin kabul ettiği programda… (Bir satır eksik.)
Komünist kendi programında kabul ettiği… (Bir satır eksik.)
Dolayısıyla hiçbir zaman hiçbir yerde uygulanmamış bir yönetim şeklini kendine rehber edinmiştir. Ben kanaatimi söylüyorum, gördüğümü ve işittiğimi anlatıyorum.Peki, bu komünistliği kim ortaya çıkardı, nereden kaynaklandı?

Efendiler,

 Yahudilerden kaynaklandı.
Anlatayım: Rusya’da Yahudiler zaman zaman ihtilaller çıkardılar. Zaman zaman onlara kılıç sallandı. Kalanlar İngiltere’ye, Almanya’ya ve her tarafa dağıldılar. Hiçbir yerde toplumsal bir düzen kuramadılar. Hükümetleri olmadı, gittikleri her yerde kovuldular, dayak yediler. Düşündüler, taşındılar, bir hükümet kuramadılar. Sonra fırsat buldular, Rusya’da çalıştılar, çabaladılar ve bunu ortaya çıkardılar. Evet, liderlerinin yüzde doksan beşi Yahudi’dir. Buradaki elçileri de Yahudi’dir. Kongrede toplananların, İtalya ve Fransa’dan gelenlerin yüzde doksan beşi de Yahudi’dir. Hatta Yahudilerin propagandaları için bir gazete bile var. O gazeteden bir şey okursam, kanaatlerimi doğrulayacağınızı umuyorum.Bakınız, efendim: Buhara Cumhuriyeti bir Müslüman memleketidir, bilirsiniz. Rusya’da birçok yer Bolşevikliğe boyun eğmişken, orada bazı halklar hala isyan halinde ve Bolşeviklere teslim olmamıştır.

Buhara Cumhuriyeti halkı cahil kalmış; halkı aydınlatma ve eğitim konusunda çalışılacaktır. Örneğin, 75 gece okulu açılmıştır. Eğitim Rusça, Türkçe ve Yahudi dili üzerinedir. Dikkat çeken maddeler şunlar:
Yahudiler bütün dünyaya hâkim olmak istiyorlar. Yine o maddeden söylüyorum: Sınıflar ve dinî propaganda arasındaki bağlar… (Bir satır eksik.) Dini bâtıl inançlardan kurtarmak için… Din neden onların işine gelmiyor? Çünkü dinde namus var, ahlak var, iyilik var, her şey var. Bunlar onların işine gelir mi? Tabii ki gelmez. Sonra milliyet meselesi, efendiler. Onlarda milliyet yoktur; milliyet, insanlıktır. Peki, milliyeti nasıl sürdürecekler?

Bugün yirmi yaşından büyük olanların Bolşeviklikte yaşama hakkı yoktur. Yirmi yaşından sonra herkes ölüme mahkûmdur. Ama zamanla öldürecekler. Ben propaganda yapmıyorum, gerçek bu. Hocaları, aydın sınıfı öldürürler; sonra zenginleri, burjuvaziyi öldürürler.
Neden yirmi yaşından büyükleri öldürüyorlar? Çünkü onları bu fikre getirmek imkânsız. Müslümanları bir yana bırakın, Hristiyanları bile bu fikre getirmek mümkün değil.Efendiler, rica ederim, ben konuşmamı bitirdikten sonra isteyen çıkar, konuşur.

Müsaadenizle, konuyu dağıtıyorum. Bugün yirmi yaşında olanların yaşama hakkı yoktur. Çünkü programlarında bir madde var: Çocuk yuvaları kuruyorlar. Henüz okul çağına gelmemiş çocuklar için yuvalar açıyorlar, çocukları alıp o yuvada yetiştirecekler.


Ankara’dan alınan çocuklar Ankara’da eğitilmez. Ankara’ya çok uzak bir yerde eğitilir. Neden? Dinini, milliyetini, her şeyini kaybetsin; tamamen dinsiz bir şekilde yetişsin.

Bugün üç yaşındaki çocuk yirmiye vardığında onun da yaşama hakkı olmayacak. Kadınlar ortak maldır. Evlilik meselesi yoktur. Onların evliliği şöyle: Çarşıda gezerken birini yakalar, mukavele memuruna giderler: “Beni aldın mı?” “Aldım.” Nikâh olmadığına dair kanıt sorarsanız, şunu gösterebilirim: Bolşevikliğin bir kitabı.
Bolşeviklikte evlilik meselesi kökten reforme edildi. Kadın artık erkeğin esiri değil. Evlenmek isteyenlere hiçbir engel yok.
Boşanma artık yoktur. Evlilik, servet ve baskıyla yapılan bir işlem değildir; iki tarafı birleştiren tek şey sevgidir.
Gayrimeşru çocuklara da dikkat edilmelidir. Anne ve baba, bu çocuklara meşru evlatları gibi bakacaktır. 

Efendiler, nereye gidiyoruz?
Az kalsın, ince bir ip kalmıştı, yakında ölecektik. Bu mesele ölmüştür, efendiler.

Kadınlıkta dul bir kadın vardır, çalışamaz, yemek yiyemez, ekmek bulamaz. Tabii ki içinde kadınlar da var. Bir kadın hamile olursa, doğumdan iki ay önce izin verirler, doğumda görevden alırlar, doğumdan sonra da izin verirler; bunun dışında izin yoktur.

Çalışmazsa ekmeği yoktur. Emziren kadınlar her üç saatte bir süt verebilir. Yalnız lütfetmişler, kadınları ve on altı yaşından küçük çocukları gece işlerinden muaf tutmuşlar. Peki, memleketi nasıl yöneteceklermiş? Mesela, Ankara’da bir şirket kurulacak, ama şirket değil; mesela ekin ekenler, çiftçiler, herkes gidip ekecek, sonra burada genel bir ambar var, ürünlerini oraya koyacak, hepsini getirip o ambara dolduracak.

Herkes toplar, kor. Kime? Lazım olanlara. Kimler? Çalışanlar. Efendiler, bugün bir kenarda duralım. Herhangi bir devlet, ordusunu düzenli bir şekilde idare edebilir mi? Ordu, kimi yerde aç kalır, kimi yerde susuz kalır.

Bir de bütün dünyanın üretimini birleştirip bir ambara koyacaklar ve oradan dağıtım yapacaklar. O zaman ne olacağız? Bolşeviklikte herkes memurdur; çiftçi, çoban, ekinci, satıcı, bakkal memurdur. Çünkü hiç kimsenin mülkiyet hakkı yoktur. Efendiler, herkes memur olursa işleri kim yapacak?
Örnek vereyim: Size masa başında yazı yazma görevi, bana da bir bodrumda kömür çıkarma, taş çıkarma görevi verecekler. Ben orada çalışmayacağım, zorla çalıştıracaklar. Neden sen masa başında çalışıyorsun da ben kömür madeninde çalışıyorum? Sonra Bolşeviklik ekonomik olarak da memleketi öldürür.

Neden? Çünkü rekabet yoktur. Neden rekabet yoktur? Mesela, bir köyde iki çiftçi var. İkisinin de üçer çift öküzü ve üçer çiftlik yeri olduğunu düşünelim. Biri çalışıyor, elli kile tohum kaldırıyor ve cesur bir adam, gece gündüz durmadan çalışıyor. Diğerinin de üç çift hayvanı ve o kadar tarlası var.
Biri elli kile, diğeri yüz elli kile alıyor ve hepsini o ambara koyuyor.
Böyle olursa fazla üretim olur mu? Ne olur? Memleket aç ve sefil olur. Efendiler, bugün Rusya açlık ve sefalet içindedir. Yiyecek ekmek bulamıyorlar. Hatta aşırı bir komünist, komünistliği şöyle övüyordu: “Adamımı gönderdim, üç gün bekledi, bir gecelik gazyağı verdiler. Allah belanı versin!”
Rusya’da adam başına bir funt ekmek veriyorlar, yani 120 küsur dirhem. Şu anda onu bile veremiyorlar. Yemek namına hiçbir şey kalmamış, memleket sefalet içinde yuvarlanıyor. Gözümle gördüğüm bir örnek vereyim: Rusya’ya giden kişiler, koca Rusya’ya götürmek için tenekelerle kavurma yaptırdılar. Elli kilo fasulye, sucuk, pastırma, peynir aldılar; hepsini Erzurum’da topladılar, götürdüler. O zengin memlekette bizim birkaç adamımız yiyecek bulamayacak, sefaleti düşünün! Kadınlar çırılçıplak; ayakta, üstte hiçbir şey yok. Artık nasıl anlatayım? Rusya’daki bu sefaleti görenler hayret ediyor: 

Rusya, bir iki yılda nasıl bu kadar büyük bir sefalete düştü? Efendiler, bu konuları kapatıyorum; biraz da Rusların facialarından bahsedeceğim.

Bolşevikler, Azerbaycan’da, Türkistan’da, Buhara’da, Başkurdistan’da büyük facialar yaptılar. Her türlü vahşeti işlediler.

Buhara’da namus bırakmadılar, ismet bırakmadılar.

Buhara’dan gasp edilen eşya ve mücevherat on sekiz vagona doluydu. İçinde Cengiz Han’ın hazinesi bile vardı. Bunlar ahlaksız ve namussuz ellerde harcanıyor. Fukara bunlardan faydalanmadı, kimse bir şey alamadı.

Binlerce aydın evlat bir günde kurşuna dizildi. Buna karşılık, dört aydır Ermenistan’da Bolşeviklik ilan edildi. Çünkü maksat İslam’ı yok etmek, parçalamaktır.

 Gözlerinizi iyi açın ve zannetmeyin ki Ruslar bizi parçalamayacak. Onlar Bolşevikliği memlekete süs olsun diye sokmuyorlar. Maksatları bizi mahvetmek. Efendiler, Türkiye komünistliği kabul etseydi - Mustafa Suphi’nin raporu var, onda da göreceksiniz - Türk’ün başkenti Moskova olacaktı. Bizi birdenbire Moskova’ya bağlayacaklardı. Bu parti burada da var, onlarla ne kadar bağlantılı olduklarını bilmiyorum, hükümet düşünür. Onların politikası; bizimle dost olmak, ittifak yapmak, bizi doğuda hâkim göstermek... 

Ruslar zaten bu politikalarıyla başka yerleri ele geçiriyorlar. Bizim nüfuzumuzdan faydalandılar. Türkistan’ı, Buhara’yı, Azerbaycan’ı ele geçirdiler. Zavallı Müslümanlar aldanıyor, bu meselelerin farkında değillerdi.

Ne zaman anladılar? Epey zaman geçtikten sonra. Ruslar bizim maddi ve manevi nüfuzumuzdan çok faydalandılar. O Müslüman memleketlerini feci durumlara soktular. Sanıyorum ki Türkistan ve 

Azerbaycan yavaş yavaş kendilerini kurtaracak. Onlar da Rusların ne olduğunu anlıyor. İnşallah kurtulacaklar. Rusların politikası sadece bizi değil, bizi ele geçirdikten sonra İran’ı, ardından Hindistan’ı ele geçirmektir. Efendiler, dört aydır Ermenistan’da Bolşeviklik hüküm sürüyor. Taşnaklar hâlâ Ermenistan’a hâkimken, Rusların Ermenistan’da birkaç kişiyi kurşuna dizdiği yok. Çünkü Ermeniler, Rusların elinde bize karşı bir silahtır ve emin olun bir gün bize karşı kullanılacaktır.

Gürcüler zavallı bir millettir, onları insan saymıyorum. Türkistan’ın Kazan vilayeti henüz Bolşeviklere teslim olmadı.Ruslar neden Ermenileri böyle tutuyor? Ermenileri tutmalarının büyük bir amacı var. Kendileriyle bizim aramıza bir set çekiyorlar ve daima böyle bir kurdu aramıza sokacaklar. Efendiler, Ruslar doğuda, bahsettiğim yerlerden milyarlarla parayı memleketimize gönderiyor ve aleyhimizde kullanıyorlar. Gerçekten bu memlekete çok para geldi. Zannetmeyin ki gelmedi. Türkiye Komünist Partisi’nin programı ve kararları…

MUSTAFA BEY (Tokat): Burayla bağlantıları mı var?
MUSTAFA DURAK BEY (Devamla): Türkiye’den başka bir yer düşünemem. Efendiler, Bakü’deki gizli komitenin seçim belgelerini okuyorum: Bu oturum sadece kongre üyeleri arasındadır. Kendi el yazılarıdır, taslağın aynısıdır. Önce teşkilat tüzüğü, madde madde kabul edilerek merkez yürütme kuruluna yetki verilmiştir.
Burada bazı karalanmış yazılar var. Görevlendirilen yoldaşlar aşağıda belirtilmiştir:

  • Mustafa Suphi Yoldaş: İttifak görüşmeleriyle…

  • Mehmet Emin Yoldaş: İkinci başkan olarak 27 oyla…

Üzülerek söylüyorum, Trabzon’da alıkonulmuştur. Hasan Bey ikinci başkan olduğu halde orada duruyor. Onu Trabzonlulardan koruyan yok. Hilmi oğlu Hakkı, Süleyman Nuri, İsmail Hakkı, Nazmi, Ethem Necat – dün açık duruşmaya gitmiştim, bu ismi orada duydum – Süleyman Sami, Lütfi Necdet, İsmail, Çitoğlu yoldaşlar hesap müfettişliğine; Hasan Sait, Asım Necati Selim, Mehmet oğlu yoldaşlar merkez heyeti adaylığına seçilmişlerdir.

Efendim, bunlar Bakü’de Türkiye adına çalışan aşağılık ve serseri kişilerdir. Hepsi Türkiyelidir. Bunların yardakçıları hakkında da bir rapor vereceğim: Mustafa Suphi’nin altı yıllık hizmetlerini içeren ve kuruluş dönemi adıyla önemli bilgiler gösteren bir rapor.

Bu raporda bazı isimler öğrenilecek. Mesela, Erzurum’a ve Trabzon’a kimler gitmiş, Ankara’ya kim gelmiş, ne yapmış, anlaşılacak. Bunlardan başka İstanbul’a iki kişi gönderilmiş: Mithat ve Abdurrahman. Zonguldak’a Abdurrahman ve Ahmet yoldaşlar, Trabzon’a ve Rize’ye Çerkes Yusuf Kemal Yoldaş – bizim Yusuf Kemal Bey değil, yanlış anlaşılmasın. Nahçıvan ile Anadolu arasında bağlantıyı sağlamak için Cemal Hakkı Yoldaş… Giresun’a Kemal, Salih Zeki, Hilmi, Hakkı, Nurettin yoldaşlar… Efendiler, burada Naciye Yoldaş adında birinin kadınlık hakkında dört maddelik bir konuşması kabul edilmiş, şimdi okuruz.Ayrıca, Türkiye adına Rusya’ya gidip gelip mekik dokuyanlar var.

Bakalım, yüce heyetiniz bunlardan kimseyi tanıyor mu? Mahmut Şevket, Baha Şakir, Tokatlı Asker İmamı Mesut Efendi adında biri var. Duyduğuma göre bu zat altı bin lira almış.

Görüyorum ki, efendiler, bu saydığım adamları kimse tanımıyor.

Bu sefiller kimlerdir ki memleket adına çalışıyorlar?Hükümet, meseleyi ciddiyetle ele alır; bugünden sonra gerekli girişimleri yapar.

Bu sefilleri tüm Rusya’da tanıyan yok. Bunlar kimlerdir ve kimin vekâletini taşıyorlar? Hükümet bunlara fırsat vermez ve Rusya’da da girişimlerde bulunursa belki zararlarını önlemek mümkün olur.

Efendiler, Yüzbaşı Kâzım adında bir adam Erzurum’a gelmiş, ben de oradaydım. Rusya’da, Türkistan’da, Buhara’da çalışıyormuş, kimsenin haberi yok.

Erzurum’dan Bayburt’a gittiğinde, Bayburt’ta jandarmaymış. Küçük bir propaganda yapmak istemiş. Telgraf çeker çekmez cephe komutanlığına şikâyet ettik. Cephe komutanı bunu gözaltına aldırdı. Vilayetteyken geldi, cebinden belgeler çıkardı, Buhara’daki birçok hizmetinden bahsetti. Nişanlar çıkardı… Kimin nişanı olduğunu anlayamadım. Şöyle hizmet ettim, Buhara’da şurada, burada… Ben işe hiç karışmadım. Sonunda bir belge daha çıkardı, “Umum Türkler adına” diye imzalı. Bunu kazara okudum; okuyunca kalktım, elini tuttum: “Sana vekâleti kim verdi, kimin adına çalışıyorsun, Allah belanı versin, ne adına hareket ediyorsun?” dedim. “Beni takdir edersiniz” dedi. Bilakis, seni kınıyorum, lanetliyorum, Allah belanı versin. Sen ne yetkiyle Türkiye’yi temsil ediyorsun, dedim.

Efendiler, Kars’ta bulunduğum sırada komünistlerin ilk partisi memlekete geliyordu ve bu parti ile ikinci parti arasında başkanlık kavgası vardı.

Doktor Fuat Sabit ile Kars’ta ve önemli yerlerde uzun tartışmalar yaptık. Onun peşinden Mustafa Suphi büyük bir tantanayla Gümrü’ye geldi. Ben de Kars’taydım. Aceleyle

Erzurum’a dönmek istiyordum.

Doktor Fuat Sabit birkaç yandaşıyla Erzurum’a gelmişti. Geldiğinde bir heyet gitti, “Sizi kabul etmiyorlar” dediler, memleketten kovdular.Birkaç gün geçti, Kars’taki arkadaşlarımız, yani oradaki Müslümanlar, onlara dediler ki: “Memleketimizi 48 saat içinde terk edeceksiniz.” Bu arada bir meseleden daha bahsedeceğim. Geçen yıl bu vakitler, doğu cephesindeki ordunun Bolşevik olduğu söyleniyordu. Biz de, “Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz?” diye soruyorduk.

İki ay önce Mustafa Suphi Erzurum’a geleceği sırada, biz kargaşayı, her şeyi göze aldık.

Çünkü Erzurum’da ordudan şüpheleniliyordu:

Din yok, milliyet yok, bağımsızlık yok, ne için yaşayacağız?

Bu düşüncelerle her şeyi göze aldık.

Ordu komutanlığına bir telgraf yazdık: “Erzurum ordudan biraz şüphe ediyor, çünkü ordu Bolşevikliğe biraz eğilim gösteriyor.”
Ama biz ordularımızın Bolşevik olmadığına ve olmayacağına emindik. İki gün sonra doğu cephesi komutanlığından on beş sayfalık bir telgraf geldi.
Telgrafta genel politikamızdan uzun uzun bahsediliyor ve sonuçta, “Ordu içinde Bolşeviklik propagandası yapanları kovdum. Bolşeviklik namına orduda hiçbir şey yoktur, bundan emin olabilirsiniz” deniliyor. Efendiler, Mustafa Suphi’nin Erzurum’a geleceği anlaşılınca, İçişleri Bakanlığı’nın bazı vilayetlere gönderdiği genelge bizi son derece kuşkulandırmıştı.
Çünkü herkesi hazır biliyoruz. Herkes kurtarıcı bir güç bekliyor.
Ama Mustafa Suphi Erzurum’a girip alkışlandıktan sonra bu müsamahalar yapılıyor.
Bilmiyorum, bu müsamahalar siyasi mi, idari mi yapılıyor?
Çünkü Ruslar bizi bu şekilde öldüreceklerdi. Efendiler, Erzurum halkı galeyana geldi, son derece öfkeliydi. Zaten o sırada Müdafaa-i Hukuk Heyeti’nin istifası, Bolşeviklerle temas edilmesi nedeniyle ortaya çıkan tepkiden kaynaklanmıştı.
Orada bir yokluk vardı. Bu yokluğu doldurmak ve çalışmak için Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni yeniden canlandırmak için toplandılar. Toplantılarında, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti programı esas alındı.
Yalnız üç maddelik bir program daha yapılmış: Antikomünist… Yani komünistliğe karşı savunma. O sırada bu gereklilik görülmüştü ve bu teşkilattan hükümetin ve polisin haberi vardı.
Yanlış anlaşılmasın, bu başka bir cemiyet değil, yine Müdafaa-i Hukuk’tur. Efendiler, halk öyle bir heyecana kapılmıştı ki, yedi yaşından yetmiş yaşına kadar herkes heyecan içindeydi. Halk, içlerinden yirmi kişilik bir heyet oluşturdu.
Heyet gitti, gerekli önlemleri aldı ve yüce heyetinizi de bilgilendirdi.
Benim de bazı telgraflarım var, onları da okuyacağım.

MUSTAFA DURAK BEY (Devamla): Necati’nin komünist olduğuna dair bir bilgim yok.

Efendiler, Erzurum halkı gerekli önlemleri aldı. Mustafa Suphi ve yandaşları Erzurum’a geleceği zaman, halk dükkânlarını kapattı: Yedi yaşından yetmiş yaşına kadar… Bunlar, daha önce Erzurum halkının kendilerini karşılamaya çıktığını söyleyerek alay ediyorlardı.
Ama istasyona yaklaşınca üzüldüler, biraz dinlendikten sonra trenden indirildiler ve bana söz verildi.
Sordum: Zaten Mustafa Suphi’nin kökenini Erzurum iyi tanır.
Son zamanlarda Kastamonu Valiliği’nde bulunan Ali Rıza Bey’in oğludur. Babası da ondan memnun değil ve kovmuş. Yirmi kişilik heyet de beraber gelmişti ve Kars’ta ordu tarafından gözetim altında tutuluyordu. Bunların Rusya’ya geri gönderilmesi siyasi olarak uygun görülmüyordu.
Bana söz verdiler: “Oğlum, nereden gelip nereye gidiyorsun, kimin adına konuşuyorsun, nesin?” dedim.
Halk sinirlenmişti; gösteriler yaptılar, bağırdılar, çağırdılar, yirmi kişilik heyet de yanlarındaydı. Kartopu gibi bir şeyler, bir şeyler… Trene bindirilip kovuldular.
Tabii Trabzon’a da böyle gittiler.
Trabzon’a kadar hiçbir köy, kahve, han onları kabul etmedi, ekmek bile vermedi. Sekiz dokuz gün ekmeksiz, aç ve susuz Trabzon’a vardılar.
Yollarda değirmen köşelerinde kaldılar herhalde. Trabzonlular da onlara ekmek vermedi. Trabzonlular hazırlanmış, motorlarını hazır etmiş… Trabzon halkı da Değirmendere’de tezahürat yaparak bekliyor. Onlar da belki daha fazla hakaret görürüz diye gece geldiler… (Bir satır eksik.) İşte Mustafa Suphi böyle gitti. Kâzım hâlâ doğu cephesinde.
Efendiler, bu arada benim de bazı yazışmalarım var ve telgraflarımın zapta geçmesini istiyorum. Siz de bunlar hakkında bilgi edinirsiniz. Efendiler, Erzurum’a vardığımın birkaç gün sonrasıydı. Buradan bir telgraf aldım:

"Erzurum’da Mebus Necati Yoldaş’a. Durak’la beraber merkez komitemize, yani komünist partisine üye olarak seçildiniz. Hakkı Behiç."

Erzurum’a gittikten sonra beni açıktan açığa telgrafla komünistliğe davet etmeleri gücüme gitti. Tabii ki o zaman şu telgrafı yazdım: Ankara’da Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa

Kemal Paşa’dan Hakkı Behiç Bey’e:

Orada iken de komünizmin memleketimizde uygulanamaz olduğu kanaatindeydim. Buraya varışım, halkla temasım ve derin araştırmalarım sonucunda bu kanaatim daha da pekişti. Seçim bölgemde buna taraftar tek bir kişi bile düşünmüyorum. Zaten bunun İslamiyet’çe de kabul edilemeyeceği kanaatindeyim. Haber aldım… Komünist partisi içinde ismimin bulunmamasını rica ederim. Tabii bu arada yüce heyetinize de bir telgraf göndermiştim:

Ankara’da Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na:

Orada bir komünist partisinin kurulduğunu ve gıyabımda yapılan seçimde propagandaya memur edildiğimi haber aldım. Bu mesleğin Türkistan’da ve Azerbaycan’da yarattığı tahribatı göz ardı etmeyi vatanseverlikle bağdaşır görmediğimden, yapılan teklifi reddederim. Saygıdeğer arkadaşlarımın bu önemli hususa dikkatlerini ve vatansever ilgilerini çeker, telgrafımın Meclis’e arzını rica ederim. O sırada Kars’taydım. Bir buçuk ay sonra döndüm, Erzurum’a geldim.

Arkadaşlarımızdan Besim Atalay Bey, Tevfik Rüştü Bey, Rıza Nur Bey ve Soysallı İsmail Suphi Beyler oraya gelmişlerdi.

Meclis’te telgrafımın okunup okunmadığını sordum. İsmail Suphi Bey, “Okundu, size teminatlı cevap yazılması kararlaştırılmıştı; hatta o gün Trabzon’dan da bir telgraf vardı” dedi. O gün vilayetten anladım ki İçişleri Bakanlığı vilayetlere bir genelge göndermiş, genelgede, “Komünistlik vesikası taşıyan kişiler hakkında soruşturma yapılmasın” deniyor.
Buna da kızdım doğrusu ve şu telgrafı yazdım:
“İki ay önce komünizm akımı aleyhinde verdiğim telgrafa teminatlı cevap yazıldığını öğrendiğim halde henüz cevap alamadım; şaşkınım. Bu kez İçişleri Bakanlığı’nın vilayetlere gönderdiği genelgede, komünist partisi vesikası taşıyan kişiler hakkında soruşturma ve takip yapılmaması emri verildiğini öğrendim. Bu durumda, bu vesikaları taşıyan kişiler her türlü komünist propagandasını yapmakta serbesttir ve bu vesikalar değerli addedilmektedir. Meclis’in yüksek amacına ulaşması için gerekli olan fikir birliği, kesinlikle çoğunlukla sağlanmamış ve Meclis’in bugüne kadar defalarca ilan ettiği hedef ve maksatlarına aykırı bir partiye böyle yarı resmi bir statü verilerek onun icraat ve hareketlerine destek olunması yolunda, bir resmi makamdan vilayetlere genelgeyle bildirim yapılmasının ne kadar doğru olduğunu takdir etmek gerekir.”

Halkın her geçen gün artan sinirliliği nedeniyle… Bunların… bağımsız ve sabit olmayan, halk tarafından hatalı görülen meseleler hakkında aydınlatma yapılması acilen gereklidir. Bu telgrafımın, halkın hislerine tercüman olarak Büyük Millet Meclisi’ne sunulmasını ve mutlaka bir karar alınarak genel dağılma ve parçalanmaya meydan verilmemesini rica ederim. Efendiler, sonra bir telgraf daha göndermiştim ve Ethem’i sormuştum. Ethem’in durumunu biliyordum, o tarafa geçtiğini de biliyordum. Buna cevap olarak şu telgrafı aldım:

10 Ocak 1921:

Komünist akımı hakkındaki telgrafınızda bir siyasi niyet seziliyor. – Muhtemelen benim bir siyasetim olduğu anlaşılmış. – İçişleri Bakanlığı’nın genelgesi, komünist partisi vesikası taşımayan kişiler hakkında soruşturma yapılması şeklinde değil, belki de komünist oldukları iddiasıyla karışıklık çıkarma ihtimali olan serserilerin komünistlikten bahsetmesi, yeni kurulan partinin esasına dayanıyor. – Ben de onu soruyorum. – Bu şekilde Hükümet’e bağlılığı bilinen kişilerin meslek hakkında faaliyet yürütmeleri yasaklanacak ve böylece memleketin huzuru sağlanacaktır.

Büyük Millet Meclisi Hükümetinin, onu oluşturan siyasi nedenlerden ilham alan temel çizgileri, bir hayat ilkesi olarak belirlenmiştir ve tüm millet tarafından seçimle tespit edilmiştir. Bu çizgilerin aksine ne bir karar ne de bir icraat olmuştur. Yalnız, memleketin yüksek menfaatlerini düşündüklerini zanneden bazı arkadaşlar tarafından Halk İştirakiyyun Partisi kurulmuş ve bu partinin resmi usullere uygun olarak Hükümet’ten istediği vesikayı vermemek, serbest bir yönetimin ilkelerine uygun düşmezdi. Hiçbir partinin veya mesleğin, memleketin huzur ve sükûnunu bozmasına asla izin verilmeyeceğine Erzurumluların güvenmesi ve tam bir emniyet göstermesi gerekir.

Ethem, kıtalarıyla Yunan içindedir ve şiddetle takip edilmektedir. Yakında sonucunun müjdelenmesi bekleniyor. 17 Ocak 1337. İmza: Mustafa Kemal.

Tabii efendim, açık söyleyeyim, bu telgraf ne beni tatmin etti ne de Erzurum halkını…

HAŞİM BEY (Çorum): Neden?

MUSTAFA DURAK BEY (Devamla):
Nedeni şu: Buraya şu telgrafı yazdım:

*Büyük Millet Meclisi Başkanlığına:
Komünizm akımları hakkında verdiğim telgraflardan bir siyasi niyet anlaşıldığını söylüyorsunuz. Bundan hiçbir anlam çıkaramadım. Eğer bunda bana bir siyasi niyet atfedilmek isteniyorsa – ki bunu ummuyorum – bunun yanlış anlaşıldığını tüm varlığımla temin edebilirim.

Mecliste bulunduğum süredeki hal ve hareketlerim hakkında bir fikir ve kanaat oluşturduğunuzu tahmin ediyorum.

Ne bir partinin övücüsüyüm ne de başka bir partinin yericisiyim. Gerçeği olduğu gibi görür, söyler ve kanaatimi ifade ederim.

Yaşadığımız bu kritik günlerde siyasi hırslar peşinde koşmanın affedilmez büyük bir suç olduğunu anlayanlardanım. Bununla birlikte, zatı devletinize sarsılmaz samimi saygılar beslerim. Şimdi asıl meselenin özünü anlatayım: Paşa Hazretleri, bu çevrede komünizm aleyhinde büyük bir akım olduğuna ve bunun her geçen gün yayıldığına kesinlikle inanınız.

Trabzon, Erzurum’la aynı fikirdedir ve meseleyi ciddiyetle ele alınız. Çünkü halk bu yeni mesleği yakından tanımış, araştırma ve incelemelerde bulunmuş, programlarını okumuş, özel adamlar göndermiş ve tüm sırlarına vakıf olmuştur.

Zavallı Azerbaycan’ın, Buhara’nın, Türkistan’ın, Başkurdistan’ın acı ve elim durumlarını bilmeyen yok gibidir. Özellikle Şuralar programlarındaki siyaset, halkın öfkesini aşırı bir noktaya taşımıştır. Burada ben, oldukça ciddi bir baskı altındayım.

Her gün halkın gruplar halinde başvurularına maruz kalıyorum. Maalesef telgraflarla verilen cevaplarla halkı tatmin edemedim.

Belki meselenin ciddiyeti anlaşılamamıştır. Şimdi ben bununla ilgiliyim. Kars’ta bulunduğum sırada, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nden ve halktan, bu günlerde yeni bir cemiyetin kurulduğu ve yirmi kişilik bir yönetim kurulunun halk tarafından… Komünizm ruhunu aşılamak için Mustafa Suphi ve yandaşlarının istasyona gelişlerinde tüm halk tarafından gösteri yapılarak kovulmalarından Meclis’in haberdar olup olmadığını bilmiyorum.


Ben, maddi ve manevi sorumluluktan kurtulmak için meseleyi tüm açıklığıyla Meclis’e sunmayı bir görev, bir borç sayıyorum. Meselenin büyüklüğünü takdir ettiğim için tüm yazışmalarımın zapta geçirilmesini özellikle rica ederim. Şunu da belirtirim ki, Erzurum halkı Büyük Millet Meclisi’nin desteğiyle bu işi başarmaya kararlıdır. Çünkü bu halk, Büyük Millet Meclisi’ne sarsılmaz bir azim ve güvenle bağlıdır. Canını ve her şeyini, kutsal değerlerini koruma uğrunda feda eder.


Bu uğurda hayatını hiçe sayar. Şurası da kesindir ki, Erzurum halkı Ruslarla dost olmak, hatta müttefik olmanın faydalarını veya zararlarını da farkındadır. Ancak İslamiyet’le bağdaşmayan komünizm ruhunu yok etmek için ne pahasına olursa olsun yemin etmişlerdir. Umarım bu açıklamalarımın vatansever bir açıklama olduğuna inanılır ve böylece tüm halkın hislerine tercüman oluyorum. Gerekli önlemler alınsın efendim.*

BAŞKAN: Vakit geçti, oturumu kapatıyorum.


Kaynaklar;
1)Dönüş Belgeleri 1-2 TÜSTAV
2)Mustafa Suphi-Hamit Erdem
3)Bir ihtilal olarak milli mücadele-Sungr Savrn.
4)TBMM Gizli Oturum Tutanakları.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERZURUM VALİSİ DELİ HAMİT’TEN “TEŞKİLATI MAHSUSA ” Suphi ve Yoldaşlarının Katli 3.bölüm

BÜYÜK SUSKUNLUK ,BÜYÜK TESLİMİYET- Suphi ve Yoldaşlarının Katli-2